Posted by : Cihangir Gumustas 30 Ağustos 2013 Cuma

Eylül ayında ülkemizde de bulunabilecek olan Chimay üçlemesini (Blue, Tripel, Red) geride bıraktıktan sonra aslında aklımda yine bir Belçika Birası olan ve ülkemizde de bulunabilen Kasteel'i yazmak vardı ama rotayı Almanya'ya çevirmeye ve çok farklı bir birayı blogda konuk etmeye karar verdim. Bugünkü konuğumuz stil olarak çok farklı ve sıradışı bir bira olan ve Almanya'nın Bamberg Şehriyle özdeşleşmiş olan Aecht Schlenkerla Rauchbier Marzen. Bu padişah fermanı gibi afilli etiketin ve ismin telaffuzu ise Eşt Şilenkeela Rauğhbie (yazarken tiksimdim kendimden ya çok kötü durdu lan böyle) Eşim Avusturya Lisesi mezunu olduğundan nerede Almanca görsem kendisine yapışırım burada da olduğu gibi. Kendisine teşekkür ediyorum. Yine genelden özele giderek, önce isli biraları yakından tanıyacağız, daha sonra da Schlenkerla Heller Braueri'nin tarihinde bir yolculuk yapıp ardından da Rauchbier'imizi yani isli biramızı (füme bira da deniliyor bu arada) yudumlamaya geçeceğiz. Başlıyoruz.





Şöyle başlayayım, aslında zamanında tüm biralar isli biraydı! Nasıl mı? Çimlendirilen maltın kurutulması işlemi antik çağda güneşte bırakılarak yapılıyordu ama gri bulutların genellikle gökyüzüne hakim olduğu Avrupa'da bu biraz zor bir yöntem. O yüzden maltın kurutulma işleminde kullanılan yol ateşin üzerine koymaktı. Açık bir fırının üzerine konan çimlendirilmiş malt önce siyah renge bürünüyordu ve kaçınılmaz olarak ateşin dumanından da etkilenerek yanık bir aromaya sahip oluyordu. Böylece, renk olarak siyah ve tat olarak da hafif yanık bir bira içiyordu bira severler. Endüstriyel üretim metotlarının yaygınlaşmaya başlamasıyla odun ateşinde kurutulmuş malttan oluşan siyah biralar yerini buhar makinesiyle kurutulan ve dolayısıyla kavrulmayan  ve orijinal rengini koruyan malttan yapılan altın sarısı lagerlere bıraktı ve böylelikle isli biralar (smoked beer) ayrı bir bira stili olarak kenara çekildi. İsli biralar lagerlerle akraba diyebiliriz çünkü isli biralar da alttan fermente edilen lager ailesine üye biralar. Ancak renk, koku, aroma ve tat olarak lagerlerden çok ama çok farklılar. Alkol oranı genelde %4.8 ile %6.5 arasında olan isli biralarda çoğunlukla arpa maltı kullanılsa da buğday maltından (yaklaşık %60 buğday maltı %40 yanık arpa maltı gibi bir oran var genellikle) yapılan Smoked Weissbier'ler de mevcut. Yani kapkara bir Weissbier de oksimoronun dibi oldu ama neyse. Bu arada bu stildeki biralara rauchweizen deniliyor o da kayıtlara düşülsün ki kıçımızdan atmadığımız belli olsun. Ayrıca rauchweizen tipi biralarda klasik Bavyera Hefeweizen mayası kullanılıyor bu maya kendine has aromasıyla rauchweizen'i dengeliyor ve  böylece is tadı azaltılmış ve daha aromatik bir bira ortaya çıkıyor.

Günümüzde stout, porter ve bockbier'lerde de yanık tadını almak mümkün ama isli biraları bu biralardan ayıran en büyük özellikler maltı yakma esnasında özenle seçilmiş kayın ağacı odununun (bazen meşe ağacı da olabiliyor) kullanılması ve elbette ki bira üreticisinin kendine has mayası. Üretim esnasında kavrulmuş maltın kullanım oranı isli tadın ayarı için oldukça önemli. Bazı bira üreticileri %100 oranında kavrulmuş malt kullanmalarına rağmen istedikleri is tadını alamadıklarından şikayetçi çünkü kullandıkları maya fermentasyon sırasında isli aromayı büyük ölçüde absorbe ediyormuş. Yani is tadı mayaya da geçiyor ve daha sonrasında bu "isli maya" başka biraların fermentasyonunda kullanıldığı zaman çaldığı is tadını o biraya da geçirebiliyor. Böylelikle, hiç kavrulmuş malt kullanılmadığı halde de altın sarısı renkte bir isli bira üretmek mümkün. Ülkemiz üreticilerinden Taps'in Smoked Lager'i bu yöntemle üretiliyor. Hatta etiketine bakarsanız, "üretiminde kullanılan özel bir maya sayesinde" ifadesini göreceksiniz. Ayrıca bu yazının da konuğu olan Schlenkerla'nın Helles Smoked Lager'i de sarışın isli biraların güzel bir örneği.

Schlenkerla'nın altın sarısı renkli ama yine de is tadı içeren birası

Bugün inceleyeceğim Schlenkerla'nın etiketinde dikkati çeken bir notka da Marzen ifadesi. Marz'in anlamı Mart ve Marzenbier denen şey de Mart Birası. Peki neden Mart? 1553 yılında Bavyera Dükü 5. Albrecht 23 Nisan ve 29 Eylül tarihleri arasında bira üretilmesini yasaklıyor. Sebebi de havanın sıcak olduğu bu dönemlerde bakterilerin biraları etkileyerek kolayca bozulmasına neden olması ve daha da önemlisi insan sağlığına zarar vermesi. Böyle olunca da bira üreticileri Mart ayında kendilerine 5 ay yetecek birayı üretebilmek için fazla mesai yapıyorlar. Mart biraları da bozulmamaları için serin yerlerde tutuluyor yani lagern ediliyor. Ancak Schlenkerla Marzen yılın her dönemi üretilen bir bira. Sadece Mart ayına özel olmadığını belirtelim. Marzenbier teriminin ilk defa resmi olarak kullanılması da 1841 yılında Münih'li bira üreticisi Spaten  Braueri'ye ait. Spaten Braueri 1841 yılının Oktoberfest'inde sunmak üzere bir bira üretiyor ve adını Marzenbier olarak koyuyor. Yani hikayesi 1553'e gitse de bir bira stili olarak ortaya çıkması 1841'e dayanıyor Marzenbier'in. Aynı yıl Viyana yakınlarından Dreher Braueri de Spaten'in marzenbierine benzer bir bira üretiyor ve adını Vienna Lager koyuyor. Bugün Türkiye'de de bulunabilinen Brooklyn Lager mesela Vienna Lager tipi kızıl bir biradır. 1872 yılında Spaten Braueri Oktoberfestbier isminde o yılın Oktoberfest'ine özel ama yine marzenbier tipinde bir bira üretiyor. Sonuç olarak ortaya birbirine çok benzeyen üç bira çıkıyor: Marzenbier, Vienna Lager ve Oktoberfestbier. Daha çok detay var anlatılacak ama ben özet geçeyim ki siz de bayılmayın. Aralarındaki farklar şöyle, zaten Spaten Braueri'ye ait olan Marzenbier ve Oktoberfestbier oldukça aromatik olarak gösterilen ve altın sarısı renge sahip Münih maltından üretiliyor. Vienna Lager ise daha kızılımsı bir renk veren Vienna maltından üretiliyor. Brooklyn Lager'in rengini gözünüzün önüne getirin mesela! Ayrıca Vienna Lager tipi biralar daha acımtırak ve hoppy denebilecek bir tada sahipken Marzenbier ve Oktoberfestbier daha tatlımsı hatta şekerimsi bir malt tadını daha çok ön plana çıkartıyorlar.

Günümüzde isli bira denilince akla gelen tek bir adres var o da Frankonya Bölgesinde yer alan Bamberg Şehri. Dünyada kişi başına düşen bira tüketiminin en fazla olduğu şehir olan Bamberg'de kişi başına düşen yıllık bira tüketimi yaklaşık 300 litre! Yani her gün iki bira çakıyor burada insanlar. Almanya'da kişi başına düşen bira tüketimi ise yaklaşık 120 litre. Ayrıca, Frankonya'da 200'den fazla birahane mevcut ve sadece Bamberg'in içinde 10 bira üretim tesisi var. 5000 kişiye bir birahanenin düştüğü Bamberg'de yaşamayı ve tipik bir Bamberg gününü varın siz hayal edin. Cennet Cennet... Bamberg UNESCO tarafından Dünya Mirası statüsünde gösterilen şirin mi şirin görünümlü küçük bir şehir. Önümüzdeki Bayram'da yapacağımız Almanya-Belçika-Hollanda bira gezisinde muhakkak uğrayacağım ve planıma dahil ettiğim bir durak kendisi. Şimdiden heyecanla bekliyorum! Bamberg'de birçok isli bira üreticisi de mevcut, Kaiserdom ya da  Zum Spezial gibi ama bunlardan bir tanesi isli bira denince tüm dünyada akla gelen isim: Schlenkerla Heller Braueri.

(Not: Bamberg'deki bira üreticileri ve kişi başına düşen birahane oranı verilerinin kaynağı Ahmet Örs'ün 7 Ekim 2007 tarihli Sabah Gazetesi'ndeki yazısıdır)




Schlenkerla'nın bugünkü binasıyla ilgili en eski döküman 1405 yılına kadar uzanıyor. Aslında o dönemki adı Blauen Löwen (Blue Lion). Bir manastıra ait bir bina. 1405 ve 1615 yılları arasında bina birçok kez el değiştiriyor. 1618 ve 1648 yılları arasında süren 30 yıl savaşları esnasında ise yıkılıp tekrar inşa ediliyor. 1678 yılına kadar olan kayıtlar görece daha az ancak bina 1678 yılında birahane olarak hayata geçiriliyor. 1678 yılından sonra da birahanenin birçok sahibi olmuş. Bunlar arasında da en önemlisi Johann Wolfgang Heller isimli kişi. Herr Heller'in hali hazırda Bamberg'in hemen dışarısındaki Kaulberg tepesinde bir bira depolama-soğutma-saklama mahzeni var. Daha sonralarında bu deposunu Stephansberg isimli başka bir tepenin oraya taşımış ki Stephansberg günümüzde Bamberg şehrinin içinde yer alıyor. Tahmin ettiğiniz üzere Schlenkerla Heller Braueri'deki Heller ismi buradan geliyor. Peki Schlenkerla ismi nereden geliyor? 1877 yılında biraevini Andreas Graser isimli birisi satın alıyor. Ancak Herr Graser de birazcık fiziksel engelli ve bundan dolayı yürürken kollarını tuhaf bir şekilde sallıyor. Franconian lehçesinde bu yürüyüşe "schlenkern" deniliyor, İngilizcesi de swing. Yani sallamak! Böylelikle insanlar Andreas Graser'in yürüyüşünden esinlenerek bu birahaneyi Schlenkerla olarak anmaya başlıyorlar ve bu isim gördüğünüz üzere günümüze kadar geliyor. Bu arada normalde Schlenkern olan bu terimin sonuna bir de "la" eki almasının sebebi de Frankonya lehçesi. 1907 yılında Andreas'ın oğlu Michael birahaneyi devralıyor ve 1960 yılında o da kızı Elisabeth ve damadı Jakop Trum'a devrediyor. Bugün hala bir aile işletmesi olan Schlenkerla Heller Braueri'de 6. nesil patron Matthias Trum'u barın arkasında görmek mümkün.

 Schlenkerla Birahanesi'nin dışarıdan görünümü




Bugünkü konuğum Aecht Schlenkerla Rauchbier de Schlenkerla Heller Braueri'nin amiral gemisi diyebileceğimiz birası. The Beer Hunter Michael Jackson Aecht Schlenkerla Rauchbier Marzen'i Pocket Guide to Beer kitabında şöyle tanımlıyor:


"Aecht Schlenkerla Rauchbier is not only among beers but among all alcoholic drinks a classic...Aecht Schlenkerla Rauchbier is the world's most famous smoked beer." 

"Aecht Schlenkerla Rauchbier sadece biralar arasında değil, tüm alkollü içkiler arasında bir klasik... Aecht Schlenkerla Rauchbier dünyanın en meşhur isli birası." 


Aecht kelimesi aslında Almanca'daki "echt" kelimesinin (true-original anlamında) Frankonya lehçesindeki hali. Schlenkerla hala kendi geleneksel üretim tekniklerine sadık kalarak üretim yapıyor. Özellikle de yıllanmış kayın ağacı odununda arpa maltını kurutma konusunda hiç taviz vermemişler çünkü Schlenkerla'yı Schlenkerla yapan da bu özel malt tekniği. Çünkü bu teknik biraya kendine has o is ve füme et kokusunu veriyor. Evet biramız biraz et gibi kokuyor ne yalan söyleyeyim. Gelin yakından inceleyelim!

Schlenkerla'nın Malt Bölümünde kayın odunuyla yanan fırını

Şişe Tasarım & Alkol Oranı: Aecht Schlenkerla Rauchbier'in şişesine dikkat çekmek istiyorum. Bence çok güzel bir tasarım ve etiket de kesinlikle çok orijinal. Hafif antik esintiler taşıyor diyebilirim. Rafta dururken dahi dikkat çeken bir bira olduğunu düşünüyorum. Türkiye'de elbette "aaa bu da ne lan" diye gözümüz muhakkak kayar ama Avrupa'lı hemşerilerinin yanında da ortalama üzeri bir görüntüsü var bence. Aecht Schlenkerla Rauchbier %5.1 alkol içeriyor.







Bardak: Tipik Hefeweizen bardağını kullanmak istedim. Zaten Schneider Weisse'ler hala raflara gelmedi ve Gusta da üretimden kalktığına göre bu bardağı uzun süre kullanamayacağım sanırm. Paslanmasın diyerek elim ona gitti.



Koku: Aecht Schlenkerla Rauchbier'i ilk defa içecekseniz öncelikle kokusuna hazırlayın kendinizi derim. Muhafazakar (siyasi görüş anlamında değil, zaten öyle olsanız burada işiniz ne değil mi?) bir bira tüketicisiyseniz "Bi dakka bi dakka la, bu ne şimdi" diyebilirsiniz. Hatta bir arkadaşım "Abi ben içemedim valla, bana bir garip geldi" demişti (Barışcım burayı okuyorsan selamlar). Schlenkerla'nın kokusu kesinlikle çok enteresan. Rahatlıkla söyleyebilirim ki yoğun bir şekilde füme et kokuyor. Bazı yerlerde isli biralar için "Bacon Beer" de dendiğini görmüştüm ama Schlenkerla'yı kokladığınızda bunun ne demek olduğunu çok iyi anlıyorsunuz. Tekrar tekrar kokluyorum ve evet! Füme et ve yanık kokusu! Ayrıca benim çok benzettiğim bir koku daha var ki o da Burger King'in Barbekü Sosu! İlk Schlenkerla içtiğimde de bunu not etmiş hatta ekşisözlük'te de paylaşmıştım. Yıllar sonra tekrar Schlenkerla'yla karşılaşınca bu betimlememin (bence) doğru olduğunu anladım. Hatta geçen hafta sırf bugün Schlenkerla tadımı yağacağım diye bir adet Steakhouse Burger'i hunharca gömdüm ve Barbekü sosu da eve getirdim. Maksat yan yana kıyaslama yapmak! İşte o kadar çok Research Design dersi almanın faydaları! Sonuç, iki koku da birbirini bence çok andırıyor.

Renk: Siyaha yakın ama tam da siyah olmayan hafif opak bir koyu rengi var Schlenkerla'nın. Koyu kırmızı diyebiliriz sanırım bu renk için. Bu rengin de yanık malttan geldiğini söylemeye gerek yok artık.

Köpük: Bir lager'e göre oldukça kremamsı ve dolgun bir köpüğü var Schlenkerla'nın. Chimay Red'de olduğu gibi Schlenkerla'da da köpük şişeden taştı ve olacakların bir ön provasını yaptı. Yaklaşık iki parmak kalınlığındaki bu güzel köpük kendisini tadım boyunca da korumayı başardı ve bardakta dantel çizmeyi de ihmal etmeyerek puanları topladı.





Tat: Füme et ve yanık kokudan sonra insanın aklında ne geleceğine dair bir beklenti var. Ben daha önceden de Schlenkerla'yı tattım ve neyle karşılaşacağıma dair bir tahminim var. Ancak, daha önce hiç içmemiş birinin ilk yudumdaki yüz ifadesini görmekten keyif alıyorum açıkçası. Şaşkınlıkla gelen beğenme ya da beğenmeme ifadesi portrelik çünkü beğenilmediyse kafada şunlar dönüyor sanırım "Ulan 17 lira verdik, şimdi içsen içilmez döksen dökülmez, n'apacaz amk!"





Kaçış olmayan bir yanık tadı damağı kaplıyor ilk yudumda ve baskın bir füme tadı. Şerbetçiotuymuş meyvemsi tatmış bence hak getire! O kadar keskin bir is ve et tadı var ki  diğer aromaları (eğer varsa) almayı çok zorlaştırıyor. Vedat Milor'u burada göreve davet ediyorum! Birkaç yudum sonra hafif de olsa maltın hafif tatlı tadını fark edebiliyorsunuz. Ama tekrar vurgulayayım, yanık bir tatlılık bu, karamelize bir tatlılık değil bence. Bir yerde "sıvı et" benzetmesini okumuştum! Ben o kadar iddialı bir benzetme yapmayacağım açıkçası. Ancak fümet et ve isli peynir tattıysanız Schlenkerla'yı yudumlarken birden aklınıza bu yiyecekler gelecektir bence. Gerçekten de o is tadını alıyorsunuz ve buna ilaveten bir mangal keyfi de yaşatıyor size Schlenkerla. Ben Schlenkerla'yı hafif-orta gövdeli buldum ve gazlılığı için de low-to-medium diyebilirim, çok gazlı bir bira değil.

Türkiye'de bulabileceğimiz biralardan Guinness, Fuller's Black Cab Stout ya da Fuller's Porter içtiğinizde de kavrulmuş malt tadını hissediyorsunuz. Hatta Fuller's Black Cab Stout bu üçlü arasında bu tadı en çok öne çıkartan bira diyebilirim ama bu biralarda çikolatadan tutun da karamele kadar başka aromaları da almak mümkün ve böylece bu yanık tat dengelenmiş oluyor. Ayrıca bu üçlüde "füme et" tadının esamesi okunmuyor. Yani Schlenkerla kavrulmuş malttan yapılan diğer biralar gibi Stout ya da Porter değil de neden Rauchbier olduğunu size açık bir şekilde anlatıyor. Burada kullanılan kayın odunu ve özel mayanın etkisi göz ardı edilemez elbette.




Aecht Schlenkerla Rauchbier ferahlamak için içilebilecek bir bira değil. Önce onu belirteyim. Çerez yanı maç arkadaşı da değil bence. Elbette siz tercih edebilirsiniz ve keyif de alabilirsiniz. Ama maksimum verim almak için Aecht Schlenkerla Rauchbier'i güzel bir et, bu ızgara bonfile olabilir, ızgara somon olabilir, tütsülenmiş somon ya da füme et olabilir hatta mangal (ulan tutamıyorum kendimi) kebap bile olabilir, güvenin bana!  Rakı & Mangalcılara böyle bir tavsiye verebilirim hatta ben de ilk mangal aktivitesinde deneyeceğim. Ayrıca isli peynir ile de güzel gidebilir bence. Aslında isli ve tütsülenmiş her yiyeceğe kesinlikle muhteşem bir partner olur Schlenkerla.

Gelelim notlara,

BeerAdvocate: 90 / 100 (outstanding)

RateBeer: 97 / 100 (overall) 96 / 100 (style)

Benim Notum: 92 / 100

Kapatırken şunu söylemek istiyorum. Eğer şimdiye kadar hiç tatmadıysanız Aecht Schlenkerla Rauchbier'e bir şans verin derim ben. Sonuçta yeni tatlar herkes için yeni bir heyecan demek. Belki çok seversiniz belki de öğğğkkk bile diyebilirsiniz. Ben Aecht Schlenkerla Rauchbier'i hep ya çok sevilen ya da hiç sevilmeyen bir bira olarak görüyorum. Fena değillik bir bira değil. Ya bayılırsınız ya da bir daha tövbe dersiniz ama asla kayıtsız kalamazsınız. İlk yudumda da hemen vaz geçmeyin, Matthias Trum bile diyor ki "İkinci yarım litre birincisinden birincisinden daha lezzetli gelir, iyice sevebilmeniz için üst üste birkaç bardak içmeniz gerekir." (Not: Bu alıntının kaynağı Ahmet Örs'ün 7 Ekim 2007 tarihli Sabah Gazetesi'ndeki yazısıdır)

Aecht Schlenkerla Rauchbier Marzen Türkiye'de bulunabilen bir bira. Schneider Weisse Tap 5 Tap 6 ve Tap 7'yi ülkemize getiren The North Shield Pub'ın sahibi ve bence Türkiye'nin bir numaralı bira gurusu Teoman Hünal bu biraları da ülkemize getiriyor. The North Shield Pub başta olmak üzere Kadıköy taraflarında Rind ve Milka Şarküteri, Avrupa Yakası'nda da Nişantaşı'nda Fette Tekel (Maçka - Akaretler Yokuşu), Milano Gourmet, Marine Gourmet, Cihangir'de de La Cave Schlenkerla bulabileceğiniz yerler. Fiyatı da 15TL ile 17TL arasında. Ayrıca Schlenkerla'nın özel kış birası olan Schlenkerla Eiche Doppelbock da Türkiye'de mevcut hatta yakında blogda da olacak. Onun fiyatı ise 23TL civarında. 

Efsaneyi yine sona sakladım gençler! Hikayeye göre isli biranın ortaya çıkışı bir yangına dayanıyor. Schlenkerla'nın yan binası bir manastırmış ve manastırda bir yangın çıkıyor. Schlenkerla'nın (o dönem Blue Lion) malt deposu bu yangından etkilenmiyor ama yangından çıkan dumanın ve isin malta işlediği iddia ediliyor. Yangın sonrası yapılan ilk birada da bu is tadı kendini gösteriyor ve bu özel aromaya hayat veriyor. Böylece de Rauchbier efsanesi doğuyor. Yerseniz!

Görüşmek dileğiyle...

Bu yazıda alkolü özendirme ya da tanıtma gibi bir amaç güdülmemiş, sadece şahsi fikirler paylaşılmıştır. İçki bizim dostumuz değildir, içki gebeştir, içki kötülüktür, pişmanlıktır. Tek dostum içkim ve sigaram diyenler bok yemiştir. Chimay gelcek de nolcak amk! İçmeyin, ayran için. 

{ 14 yorum... read them below or Comment }

  1. Alışması da bırakması da zor bir biradır bu.

    Bir Bambergli olarak okuyup da es geçmek istemedim, harika bir yazı olmuş, elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Selam,

    Valla ben açıkçası çok sevdim Schlenkerla'yı. Özel bir yeri var bende artık ve Ekim ayında bizzat Schlenkerla Tavern'de içmek için sabırsızlanıyorum.

    Bu arada, Cennette yaşadığınızı yukarda söylemiştim ama tekrar ileteyim, kıskandım valla. Siz de yılda 300 litre ortalamasını tutturuyor musunuz :)

    Yorumunuz için de teşekkür ederim. Keyifli okumalar.

    YanıtlaSil
  3. Selamlar,
    Bu kadar detaylı bir yazım ve notlandırmanın ardından aslında TAPS Smoke lager'in de tadımını yaparsanız süper olabilir. Bu türde Türkiye'de tek örnek. TAPS'de tam manası ile bir et tadı var ve çok yoğun ve baskın, bu yüzden ben biraz notunu düşük vermiştim ama haksızlık etmiş de olabilirim.

    Fiyatı dikkat çekici ve standart bira tüketicisini hem maliyet hem tadım olarak zorlayacak bir seçim olur ama belirttiğiniz gibi özel günler, yemeklerin özel birası olabilir. Pilsener'ler gibi 5-10dk değil yarım saat kırk dakika tadına varılabilir bence. Ayrıca 0,5L olduğu da değerlendirilmeli, çoğu yabancı bira 33cc ile fiyatlanıyor ve fiyat farkı biraz da buradan oluşuyor..

    Tekrar elinize sağlık,

    YanıtlaSil
  4. Evet, aslında güzel olabilir Taps'i koymak fakat 3 aydır TR'de olmayan Schneider Weisse'ler tekrar gelince hemen eksik kalan Tap 6 Unser Aventinus'u koydum. Taps SL benim de çok beğendiğim bir bira. Özellikle de yerli üretici olması açısından da bir sempatim var, ne yalan söyleyeyim. Bu sempati Perge ve Pera 1-A için de geçerli. Muhteşem biralar yapsın ya da yapmasınlar, ellerini taşın altına sokmaları bile benim nazarımda büyük bir olay.

    Bu arada, Schlenkerla'nın kendi sitesindeki fiyatlara bakalım ve sinir krizi geçirelim!

    http://shop.schlenkerla.de/Schlenkerla-Shop-Smokebeer-smoked-beer-Mailorder

    1.50€ hatta 20 tane alırsanız 24€ oluyor ve tanesi neredeyse 1€! İnsanın saçını başını yolası geliyor böyle anlarda. Bilmesem daha iyiydi yeminlen!

    Tadının farklı oluşu ve fiyatın da yüksekliği bir araya gelince bazıları için dram olabiliyor Schlenkerla! Çevremde alıp da "Ben ne yaptım ya" diyen iki canlı örneğim oldu. Dur, ben devam ederim senin birana diye çöreklendim tabi :) Abi Ben bunun Eiche versiyonunu deneyeceğim ama g.tüm yemiyor o kadar parayı verip de risk almaya diyen adam var hatta!

    Ben seviyorum ASR'i. Her bira severin hayatında muhakkak bir kere denemesi gereken bir bira. Seversin ya da nefret edersin, ama kayıtsız kalamazsın. Benim için ASR'ın özetidir bu :)

    Görüşmek üzere...

    YanıtlaSil
  5. "Ulan 17 lira verdik, şimdi içsen içilmez döksen dökülmez, n'apacaz amk!" yorumunu aynen eşimle yaşadık.Eiche versiyonunda neler yaşadığımı ve düşündüğümü yazmam ayıp olur :))
    Eski bir Alamancı!!! olarak keşke Türkiye'ye hiç getirmeseydi ebeveynlerim beni demediğim bir günüm bile geçmiyor maalesef bu bira mevzularından ve fiyatlarından dolayı.(amma devrik ve uzun cümle oldu di mi?)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar,

      Valla ben 3-4 günlük Avrupa gezilerinden sonra bile Türkiye'ye dönüşlerde depresyona giriyorum, o yüzden sizin ruh halinizi tahmin edebiliyorum. Yaşam standartı etc. bir yana, sadece birası için bile yaşanır Almanya'da.

      Eiche versiyonu için yorumları çok merak ettim açıkçası :D

      Bu arada, cümle gayet kurallı :D

      Sil
    2. Haziran ayıydı,yıllık iznimiz 1 hafta.Tatile çıkmak falan müthiş pahalı olacak,maddi durumumuz da pek parlak değil.Eşimle beraber İzmir'den Şişli'de ki arkadaşlarımıza gidelim dedik birkaç günlüğüne.Tabii ben hayal alemindeyim gelene kadar,Schneider,Aecht Schlenkerla,Brooklyn vs.

      Önce Cihangir'de bulunan bir Liquor House tarzı bir yere gittik.Orada hiçbirini bulamadık.Gümrükten çıkmasını bekliyoruz dediler.Sonra İsitinye Park'ta buldum aradıklarımı.Eiche versiyonu dahil 10 şişeye yakın bira aldım,hatta kasada verdiğim parayı görünce eşim beni neredeyse pıçaklıyordu :) Almanya'ya gidiş dönüş uçak bileti ve alacağım biralar bu kadar tutardı herhalde :)))
      Şöyle söyleyeyim hayatımda verdiğim bir paraya bu kadar üzüldüğüm başka an sanırım yok.Acı diyemiyorum bile,başka bir boyut.Acı kelimesi damağımda ki tadı karşılayamıyor.Eiche için yazıyorum bu yorumu.Diğer biralardan da acı olanları vardı ama daha önceden en sevdiğim bira olan Tuborg Fıçı şişeden kat kat iyiydiler.

      Çok uzattım biliyorum(ağır işsizim) ama eskiden herkes sorardı."Neden Almanya'dan buraya gelmişsiniz ki?" diye.O zamanlar gerçekten bilerek ve isteyerek iyi ki gelmişiz derdim.Orada kendi halkı bile üniversite okuyamıyor,herşey çok zor,Türkler sürünüyor vb...Fakat şu son 3-4 yıldır köpek gibi pişmanım.Keşke benim elimde olsaydı da burada sürüneceğime orada sürünseydim.

      Sil
    3. Cari açık verdiği ve züper bir ekonomik performans sergilediği için diğer AB ülkeleri üzerinde deflasyon baskısı yaratan bir süper-güç olan ülkede sürünmek burada sürünmekten çok daha farklı ve daha iyi olurdu, eminim.

      Sokaktaki evsizler bile her gece Augustiner Helles içiyor abi en az 5-6 tane.

      Bu arada: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ahmet_insel/abnin_almanya_sorunu-1162906?utm_source=twitterfeed&utm_medium=twitter

      Ben de Westvleteren'e 15€ bayıldım geçenlerde ve kasada eşimin bana attığı bakış hala girer rüyalarıma :D

      Daha önce de bahsettiğimiz gibi TR'de güzel bira içmek zengin işi. Başka birçok masraftan kısmak lazım iyi bira içebilmek için. Zaten bu ülkede diğer ülkelere göre daha ucuz olan tek şey insan hayatı ve insan emeği herhalde.

      Eiche vakasına da çok üzüldüm valla. Schlenkerla Marzen 15-17TL iken o 23TL filandı. O parayı verip de tat alamamak üzücü olsa gerek :D Bari eşinizin yanında "oh be, bir budur" filan deseydiniz de o da "hem o kadar para verdin hem de beğenmedin" filan demeseydi :D

      Sil
  6. Yazılara yaptığım yorumların ilerleme sırasına bakarak blogda yavaş yavaş ilerlediğimi görürsün.Konu Schlenkerla olunca yazmadan duramadım.Bu biraya daha önceleri birkaç kere denk gelmiş ama içsemmi içmesemmi ikileminde kalmıştım.Daha sonra şu yazıyı okudum ve içmeye karar verdim. http://www.cukurcumatimes.com/2012/05/emir-kipleri-bira-ozel.html
    İlk içtiğimde banada çok itici geldi fakat daha sonraları tadına alışmaya başladım.Şişesine 0,90 € vermişim gerekirse dökerim kardeşim.(Yazar burada nazire yapıyor) 4.şişeden sonra baymaya başlıyor.İdeali mangalın yanında (et olması daha iyi,tavuk ile aynı etkiyi yapmıyor) 2 şişeyi lüpletmek.
    Ayrıca Deniz Dedelen'in yazdıklarını okuyunca iyiki 2 senelik Türkiye macerasından sonra Almanya'ya geri dönmüşüm diyorum yoksa ilerleyen yıllarda benim çocuğumda bana küfürü basacaktı herhalde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar,

      Valla ben de her yazıya yorumunuzu merakla bekliyorum, umarım keyif alıyorsunuzdur okurken :)

      Schlenkerla hakkındaki yorumlarınıza da tamamen katılıyorum. Bir weißbier gibi üst üste içim kolaylığı yok tadı itibariyle ama mangal yanında da rakıyı bile arka plana iter bence.

      0.90€ konusuna gelince, gördüğünüz üzere biz burada 15-17TL gibi paralar verip içiyoruz Schlenkerla için. Tamamen bir lüks oldu burada güzel bira içebilmek. O yüzden, (Deniz Bey'in yorumlarını da hatırlayalım) bir cennette yaşadığınızı unutmayın :) Yukarıdaki yorumların birinde yazmıştım, Almanya'da evsizler bile Augustiner Helles içiyor, medeniyet başka şey canım :D

      Sil
    2. Aslında evsizlerden ziyade (burada Amerikadaki gibi homeless kavramı pek yok) penner dedikleri tüm günlerini sokaklarda geçiren yırtık pırtık ve pis kıyafetli he halt yedikleri belli olmayan bizde olsalar Punkçı yada satanist damgası yiyecek tipler var burada.Onlarda daha çok ucuzcu marketlerin plastik şişede satılan dandik biralarını içerler.Augustiner'e göre yarı yarıya daha ucuzdur.(Plastik şişe nedir ya) aha buda onlardan biri mesela http://goo.gl/8w8L2j

      Sil
  7. Doyasıya Kaliteli Sarhoş Olabilmek İçin Almanya'ya İltica Edelim. 5000 kişiye bir birahane günlük 2 şişe içilen ortalama allahhhhhh geliyorum göbeğimle...
    20 TL ye Göktürk'ten aldım Aecht'i çok sevdim zaten Boşnak Etide severim İŞ'te yapılır, İS'li peyniride severim hele hele Şömine ve yanan odun kokusunu çok severim onun için eşim arada bir bana ODUN ve ÖKÜZ diyor demek ki. Çiftlik adamı mıyım neyim.
    Sevgilerimi sunuyorum blogunuza iyiki yazdınız açtınız esen kalın.

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar,

      Sadece bira için Almanya'ya yerleşmek isteyenlerin sayısını görünce "demek ki bende bir sorun yokmuş" diyorum artık. İsli-tütsülü şeylere ben de bayıldığım için Schlenkerla favori biralarımdan birisi. Peynir ve etle gerçekten çok iyi gidiyor, afiyet olsun. Eşinizi de kınıyor, sizi Gurme ya da Keyif Adamı olarak nitelendirmesini salık veriyorum :)

      Sevgiler & Saygılar

      Sil
    2. İzmir gibi bir yerde taşeron bir işte bile çalışmak için ak torpile ihtiyaç varken,Cihangir kesinlikle bira içmek için Almanya'ya kaçarım,orada sürünürüm.İltica edemem napsınlar benim gibi işsiz güçsüzü :)
      Fakat evli olunca insan çok rahat hareket edemiyor.Benim şu ana kadar içtiğim biralar içinde en sevdiğim Augustiner Helles'i Almanya'da sürünenler içiyor.Kurban olurum öyle sürünmeye.

      Sil

Instagram

Blogger tarafından desteklenmektedir.

- Copyright © Bira Kültürü & Bira Tadımı -Metrominimalist- Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan -