Posted by : Cihangir Gumustas 18 Nisan 2014 Cuma

Blogun 1. senesini kendimce kutlamak ve Bavyera'da Erasmus yapan biraderi görmek için eşimle Mart sonunda kendimizi Münih'e attık ve 6 aydır hasret kaldığım Bavyera Buğday Biralarının güzel dünyasına bıraktım kendimi. Bugün de Münih ziyaretimizin meyvelerinden, kendi stilinin en başarılı örneklerin birisi olan ve dünyanın bilinen en eski bira üreticisinin iki kaliteli birasına yer vereceğim. Konuğumuz Weihenstephaner

Aslında Weihenstephaner Hefe-Weissbier'in çok güzel bir incelemesini Beerader yapmıştı. Okumamış olanlar okusun muhakkak. Ben bu yazıda hem Hefe-Weissbier'e yer vereceğim hem de ilaveten Weihenstephaner'in çok özel biralarından birisi olan Korbinian'ı da tadıp size aktarmaya çalışacağım. Haydi başlayalım.


Biraz Tarih: Kim bu Weihenstephaner? 

Şimdiye kadarki bira incelemelerinde tarihi 500-600 yıl geriden başlattığımız olmuştur herhalde. Ancak, konu Weihenstephaner olunca makarayı çok daha fazla geriye sarmak gerekiyor. Yaklaşık 1300 yıl kadar! 725 yılında Aziz Corbinian 12 arkadaşıyla birlikte Nahrberg Tepesi'ne bir Benedikten manastır inşa ediyor ve aslında farkında olmadan bilinen en eski bira üreticisinin tohumlarını atıyor.


768 yılından bir belgeye göre, manastırın bahçesinde şerbetçiotu yetiştirildiği ve bu şerbetçiotunu kullananların elde ettikleri gelirin %10'unu manastıra vermeleri gerektiğine dair bir ibare var. Ayrıca, şerbetçiotunun manastırın içinde de kullanıldığı, yani bira üretildiğine dair de güçlü izlenimler mevcut. 

1040 yılında ise Başrahip Arnold, Freising şehri yöneticilerinden manastırda ürettikleri birayı halka satabilmek için izni kopartıyor ve bu karar Weihenstephaner'i günümüzde faaliyet gösteren bira üreticilerinin en eskisi yapıyor.



1085 ve 1463 yılları Weihenstephan Manastırı için kabus gibi geçiyor. Manastır bu süre içerisinde 4 defa tamamen yanıyor, 3 tane salgın yüzünden tamamen boşaltılıp karantina altına alınıyor, kıtlık ve deprem görüyor, 30 yıl savaşları dolayısıyla İsveç ve Fransız işgaline uğruyor, ve bir de Avusturyalılar gelip talan ediyor Weihenstephan Manastırını. Fakat, hiçbir güç Benedikten Rahiplerinin pes etmesine sebep olamıyor. Her defasında toparlanmayı ve manastırı tekrar inşa etmeyi başarıyorlar.

Mekan burası gençler

1803 yılına gelindiğinde ise, yaklaşık 700 yıldır tüm felaketlerin yapamadığını bir kalem ve kağıt yapıyor. Daha önceki HofBrau, Augustiner ve Schneider incelemelerimde de bahsettiğim gibi 24 Mart 1803 yılında Napolyon'un tüm kilise mülklerinin devlete devredilmesi kararı (secularization of the church property) Weihenstephan Manastırı'nın da artık bir devlet malı olmasına yol açıyor. Tüm mülküne el konulan Weihenstephan Manastırı'nda bira üretimi Schleißheim'daki Royal Holdings tarafından devam ettiriliyor. 

Bu arada, Weihenstephan Manastırı'nın bir Tarım ve Bira Okulu var (Central Agricultural & Brewing College) ve Schleißheim'a alınan bu okul 1852 yılında tekrar Weihenstephan'a dönüyor. Bu okulda bira üretimine yönelik yoğun çalışmalar mevcut ve okul 1895 yılında bir akademi oluyor, 1930 yılında ise Münih Teknik Üniversitesi'ne geçiyor ve hala da faaliyetine devam ederek dünyanın birçok yerinden öğrenci ağırlıyor. Hatta doktora derecesi dahi veren bu okulda 80 profesör ve 3000 öğrenci var bugün. Şu an itibariyle çok yanlış bir alanda doktora yaptığıma kanaat getirip geçip giden yıllarıma üzüldüm lan. Beyler ben dikey geçiş yapıyorum! Bu arada, gereksiz bilgiye devam edersek, iki program var okulda ve 4.5 yıl süren, 45 zorunlu dersin olduğu programda mezun olma oranı %20'ymiş. 1921 yılında ise bugünkü ismi olan Bavarian State Brewery Weihenstephan ismini alıyor ve 1923 yılından itibaren de Bavyera Eyaleti'nin resmi logosunu etiketinde taşımaya başlıyor. 

 Yok mu şöyle bi Retro Caps

Cheers to diversity and Freshness

Buraya kadar okuyup hala telaffuz edemiyorsanız, lets praktis!


Bavarian State Brewery Weihenstephan: Bilimin Işığında Bira Üretimi

Weihenstephan sahip olduğu teknik ve akademik imkanları sonuna kadar kullanıyor ve bunu da biralarına yansıtmaya çalışıyor. Su, şerbetçiotu, malt ve maya sürekli olarak Münih Teknik altında bulunan bölümde test ediliyor ve iyileştirme çalışmaları yapılıyor. Mesela, Weihenstephan'ın Üniversite'de bir maya data bankası mevcut. Yeni tatlar vs. için de bu maya bankası yoğun olarak kullanılıyormuş. Neyse, bu kadar tarihi ve teknik sıkıcı bilginin sonunda yine benim için yazının en heyecanlı olan yerlerine geldik. Yani, Tadıma! İlk önce Hefe-Weissbier'le başlayalım, ardından da Korbinian'a geçelim. 

Weihenstephaner Hefe-Weissbier

Weihenstephaner'in amiral gemisi denecek bir bira varsa, bu herhalde Hefe-Weissbier stilinde olan biralarıdır. Gelin biraz bu biranın detayına inelim. 

İçerik & Alkol Oranı: Biramız Su, Arpa ve Buğday Maltları, Şerbetçiotu ve Mayadan oluşuyor. Şerbetçiotu olarak bir Alman Weissbier Klasiği olan Hallertau şerbetçiotları kullanılıyor. Su manastırın altından temin ediliyor ve Weihenstephaner mayası kullanılıyor. Bu mayaya da biraz değinmek istiyorum, Weihenstephaner-68 mayası aslında Weissbier ortamlarında çok ünlü. Diğer birçok Weissbier üreticisi de Weihenstephaner-68 mayasının türevlerini kullanıyor. Buna Schneider Weisse de dahil. Weihenstephaner-68 de bol bol phenol (karanfil aromasını veren) ve ester (muz aromasını veren) üretmesiyle meşhur. Misal, Schneider Weisse'nin baş bira uzmanı Hans Peter-Draxler, kullandıkları Weihenstephaner-68 türevi mayada phenol'ün daha baskın, ester'in ise daha az baskın bir yapı olduğunu söylüyor. Biramızın wort (mayşe ya da içeriğindeki malt) oranı %12.8. Acılık değeri ise 14 IBU (International Bitterness Unit). Alkol oranımız %5.4 iken 50'lik bir şişenin kalori değeri 210 kalori. 50'lik Coca Cola'nın kalorisi ise 226! Sonra bira göbek yapıyor! Yav he he...


Şişe Tasarım: Weihenstephaner Hefe-Weissbier cephesinde şişe namına değişen bir şey yok! Tipik uzun, kuğu boyunlu Weissbier şişesi. Etiket ise gayet göz alıcı ve Weihenstephan'ın günümüzün en eski bira üreticisi olduğunu tekrar tekrar vurgular nitelikte! älteste brauerei der welt! yani Oldest Brewery of the World! 




Bardak: Weissbier bardakları her zaman favorim olmuştur. Belçika biralarının bardakları da estetik olarak çok şık olsa da bana bazen çok abartılı gelebiliyor. Misal, Kasteel ya da Trappist bardakları gibi. Çok estetik ama bende durmuyor be! Adamı havaya sokuyor ve "Nerde lan Robdöşambr'ım" diye haykırasım geliyor evin içinde bu bardakları elime alınca. Weihenstephaner bardağı ise tipik bir Weissbier bardağının olması gerektiği gibi uzun ve geniş ağızlı. Bardağın geniş bir ağzı olması havayla olan teması maksimize edip hem aromaların  açığa çıkmasını sağlamak hem de köpük kondisyonunu artırmak için önemli. Bardağa da tam not verip, biranın kapağını açıyorum! Ancak, buğday biralarını bardağa koyarken uygulanan bir ritüel de "rinsing" yani bardağı soğuk suyla ıslatmak. Bardağınızı soğuk suyla ıslatıyorsunuz ve kurulamıyorsuuz. Böyle boncuk boncuk su damlaları bardağın üzerinde kalacak şekilde bırakıyorsunuz ve biranızı koyuyorsunuz. Bunun iki faydası var. Birincisi, aşırı bir köpüklenmeyi önlemesi, ikincisi ise köpüğün daha kalıcı olması.


Köpük: Sen aşırı derecede sevimi bişeysin yani böyle tarif edilecek gibi değil! Çılgın bir köpük sunuyor bizlere Weihenstephaner! Biranın 1/3'ü şişede olmasına rağmen bardakta yer kalmıyor şimdilik ve usul usul köpüğün inmesini bekliyorum. Fakat bu bekleyiş Türkiye'deki tipik lager biralara alışmış olanların sabrını çatlatabilir. Yer açıldıkça biramı bardağa koyuyorum ve şişenin dibinde kalan 1-2 cm'lik kısmı sallayıp mayayı da ekliyorum bardağa. Bu arada, köpük bardağa yapışmaya ve son yuduma kadar göz kırpmaya devam ediyor.




4 Adımda Weissbier bardağa nasıl konur

Renk: Weihenstephaner kendi Hefe-Weissbier'ini şöyle adlandırıyor: Cloudy Wheat! Cuk oturan bir tanımlama olduğu aşikar. İlk başlarda biraz daha berrak olan filtre edilmemiş biramız şişenin dibindeki mayayı da ekleyince parçalı bulutlu bir halde buğulu buğulu salınıyor bardakta.

Koku: Yukarıda detaylandırdığım Weihenstephaner-68 mayası görevini layıkıyla yapmış ve muz-karanfil aromalarını cömertçe şişeye doldurmuş. 100 metre öteden tanıyabileceğiniz Weissbier'e has o koku bardaktan odaya tıngır mıngır nüfuz ediyor!

Gazlılık & Gövde: Gazlılık oranı sınırları zorlar seviyede yüksek bence. Köpüğe bakmak bu konuda fikir veriyor olsa da daha ilk yudumda ve sonrasında gayet serinletici bir etki yaratıyor. Hafif ya da orta gövdeli denilebilecek bir bira. Şimdi bir doppelbock ile kıyaslarsak, yüksek gövdeli demek çok yanıltıcı olur.




Tat: Öncelikle, Weihenstephaner Hefe-Weissbier çok dengeli bir bira. Muz, limon ve karafil aromaları damakta kendini çok rahat hissettiriyor ve after-taste olarak karanfilden olsa gerek bahartımsı bir tat kalıyor damağınızda. Şerbetçiotlarının pek rol oynadığı söylenemez bence. Acılık namına bir şey yok çünkü! Ancak, buğday maltının verdiği ekmeksi bir aroma da hissedilebiliyor. Özellikle de Eti Burçak severlerin beğeneceği bir aroma bu! Ama dediğim gibi, çok dengeli bir bira Weihenstephaner Hefe-Weissbier çünkü Muz, limon, karanfil ve "Eti Burçak" dörtlüsünden hiçbiri diğerini baskılar nitelikte değil. Bir Weissbier klasiği olan "very refreshing" klişesini de çakarak tadım notlarını bitireyim.


La bizim kedi gelip koklamıştı bardağı filan, tüyü kalmış! Pardon

RateBeer Puanı: 99 / 100 (overall) 100 / 100 (style)
BeerAdvocate Puanı: 98 / 100 (world-class)
Benim Puanım: 100 / 100

Şimdi ise sıra geldi Weihenstephaner'in Doppelbock stilindeki diğer birası olan Korbinian'a. Ama öyle hemen tadıma geçmek yok! Biraz kültürlenelim lan!

Çok Feyizli Bir Abi: Korbinian! 

Biraların tarihini araştırmak iki önemli şey öğretiyor insana. İlki insanlık tarihi (günlük yaşam, Avrupa tarihi vb gibi) ikincisi ise Hristiyanlığa ait bilgiler. Weihenstephaner'ın Doppelbock stilindeki bu birası ismini bir Aziz olan Frenk Piskoposu Aziz Corbinian'dan alıyor. Tahminen 670 yılında doğan Aziz Corbinian'ın ilk ismi aslında Waldegiso. Fakat küçük Waldegiso'nun annesi "Corbiniana" vefat ediyor ve Waldegiso'nun adı "Corbinian" olarak değiştiriliyor. Bu uzun yazıyı daha da uzatmamak adına özet geçiyorum, kendisi Roma'da görev yapıyor ama Papa görev yerini değiştirerek Bavyera'ya yolluyor Corbinian'ı. O da bugün Weihenstephan'ın bulunduğu Freising bölgesine geliyor ve 725 yılında Weihenstephan Manastırını kuruyor. Sıradaki biramıza da Weihenstephaner yetkilileri Corbinian ismini vererek manastırın kurucusu olan bu zatı onore ediyorlar. 


Retro Caps 2

Corbinian Reyiz'le alakalı vereceğim son bilgi ise Weihenstephaner Korbinian'ın da etiketinde bulunan ayı ile ilgili. Neden böyle bir figür seçilmiş? Otantik olsun, güzel gözüksün diye mi? Elbette hayır! Adamlar Alman oldukları için bu seçime de rasyonel yaklaşmışlar ve Aziz Corbinian ve bir ayı arasında geçen bir hikayeden esinlenmişler. Aziz Corbinian'ın en önemli simgesi olan bu eyerlenmiş ayı hikayesi şöyle: Aziz Corbinian Roma'ya doğru hac yolundayken bir ayı Aziz Corbinian'ın atına saldırır ve öldürür. Aziz Corbinian da ayıya "Atımı öldürdün, beni ve yükümü artık sen taşıyacaksın" der. Ayı da usul usul yükü ve Aziz Corbinian'ı sırtlanır ve Roma'ya kadar taşır. Roma'ya vardıklarında ise Aziz Corbinian ayıyı azad eder ve ormana geri dönmesini ister. Aslında hikaye ağır bir sembolizm taşımakta deniliyor. Bir yoruma göre, ayı gibi vahşi bir hayvan aslında pagan inanışını ve onun vahşi yanını simgeliyor. Ayının Aziz Corbinian'a teslimiyeti ise Hristiyanlığın bağışlayıcı ve ehlileştiriciliğini simgeliyor. Bugün bu eyerli ayı simgesi hala Freising bölgesinde kullanılıyormuş. Evet, kültürlendik mi gençler? Yok öyle maya koktu, tadı damağımda kaldı deyip geçmek. I love gereksiz bilgi ve dev paragraf diyenlerin blogu!

Bugünkü etikette de Aziz Corbinian ve ayı bu şekilde resmedilmiş

Wiehentephaner Korbinian

Korbinian bir Doppelbock! Şimdiye kadar blogda doppelbock'ların bir türevi olan Weizen Doppelbock olan Schneider Weisse Tap 6 Aventinus'a yer vermiştim. Uzun uzun da anlatmıştım doppelbock nedir ne değildir diye de. Çok kısa özetlemek gerekirse, doppelbock'lar oruç zamanı ekmek niyetine içilen, wort (malt) oranı fazla ve yüksek alkollü alttan fermente biralardır. Bu biralara Starkbier (strong beer) da deniliyor ama burdaki strong alkol oranına değil, yüksek wort oranına tekabül ediyor. Hatta hikayesini uzunca anlattığım bir Salvator vardı! Paulaner Salvator bu Starkbier'lerin en meşhuru mesela! Genelde "-tor"' ekiyle biten bu biralar için (Maximator, Triumphator vs.) Weihenstephaner "-torlu" bir şey değil de kendileri için çok önemli bir yeri olan kurucu azizlerinden birisinin adını seçmiş.

İçerik & Alkol Oranı: Weihenstephaner Korbinian su, arpa maltı, şerbetçiotu ve mayadan olşuyor. En öne çıkan özelliği de içindeki wort oranı: %18.3! Bu oran, tipik bir pilsnerde %11-12 ve Weissbier'de %11-13 şeklinde. Sıvı ekmeğimiz şişede bizi bekliyor! Weihenstephan bu birasında da Hallertau şerbetçiotlarından vaz geçmemiş. Alkol oranı %7.4 ve acılık değeri 32 IBU. 50'lik şişemiz bu sefer koladan daha fazla kalori içeriyor: 340 kcal.



Şişe Tasarım: Şişe için yukarıdaki yorumum geçerli ancak etiket gerçekten birkaç kelimeyi hak ediyor. Çok ama çok başarılı ve otantik bir etiket olduğunu söylemem gerekiyor. Aziz Corbinian ve onun ehlileştirdiği eyerli ayısı yaklaşık 1300 yıl sonra bu defa bir bira şişesinin üzerinde tekrar bir araya gelmişler. Renkler filan da gayet göz alıcı. Benim puanım sana 9 kanka diyorum.






Bardak: Weihenstephaner bardağımı tekrar kullandım Korbinian için. Weihenstephan'ın online shopping sitesinde Korbinian aşağıdaki resimde görebileceğiniz çok güzel bir bardak var, yalnız fiyat: 67€ Bir gün çok zengin olursam mutlaka! O güne kadar klasik Weissbier bardağına devam!

 67€'luk sanat eseri! 

Bu da benim emektar

Köpük: Korbinian'a yönelik tek hayal kırıklığım köpük oldu aslında. Çok daha iyi bir köpük bekliyordum diyebilirim ama beklentimin altında bir köpük oluştu ve bu köpük kısa zamanda kayboldu. Korbinian bir buğday birası değil. Dolayısıyla kendisinden Hefe-Weissbier'daki köpük performansını beklemek doğru olmaz ama yine de daha iyi bir köpük performansı sunabilir çünkü muadili Paulaner Salvator bu konuda çok başarılıydı (onun tadımı da ilerleyen günlerde bu arada)






Renk: Kopkoyu bir kırmızı, hatta kızıla çalan bir renk. Belki de koyu kehribar bile denilebilir. Göz alıcı ve ışıkta da güzel görünüyor. Kavruk maltın güzel bir yansıması olmuş.

Koku: Şişeyi ilk açtığımda önce kapağı kokluyorum genelde. Kapaktan gelen koku net bir kahve-çikolata kokusuydu. Bardağa koyduktan sonra tekrar kokluyorum. Üzüm pekmezi kokusu geliyor bu sefer de! Hem de buram buram. Ayrıca, bir is kokusu da var, hem de gayet keskin bir koku bu. Benim burun mavi ekran vermiş de olabilir. Benzer bir koku Aecht Schlenkerla Eiche'de de vardı. Yanlışlık olmasın, bu Schlenkerla bloga önceden koyduğum Aecht Schlenkerla Rauchbier olan değil, yine meşe odununda kavrulmuş ve meşe odunundan fıçılarda dinlendirilmiş wort'u yüksek bir Doppelbock. Koku olarak onu andırıyor bana. Özet geç diyenler için, kahve-çikolata, üzüm ve pekmez, is, ve böyle kızarmış ekmek gibi bir koku. Kötü bir koku değil ama bu yanık ekmek, güzel bir koku bence.

Gazlılık & Gövde: Köpük için çok olumlu konuşmadım ama gazlılık gayet başarılı. Medium-to-high denebilecek bir gazlılığı var. Gövdesi de yine medium-to-high ve ağızda silik bir etki yaratmıyor, yoğun ve "mothful" bir bira olduğunu hissettiriyor.


Tat: Bence Korbinian için en zor kısım tat! Şahsen, koklarken ilk aldığım kahve-çikolata aromalarını tatta  da alamadım. Daha çok kavruk malt tadı ve is aroması kaldı damağımda. Damakta öncelikle pekmez-üzüm tadı alınsa da bitiş kesinlikle yanık! İlk içtiğim Starkbier olan Paulaner Salvator'daki o ekmeksi malt tadı Korbinian'da da mevcut. Zaten adamlar bu tip biralara "liquid bread" diyorlar, o yüzden bu tada şaşırmamak lazım. Kahve ya da çikolatamsı bir tat alamadım ben şahsen. Daha çok başta siyah üzüm ve pekmezinin geldiği, koyu meyvemsi bir aroma, ekmeksi malt ve mayhoş bir is tadı. Aslında Korbinian da Schlenkerla gibi isli peynir ya da ızgarayla çok iyi gider. Bundan da bir mangal birası olur yani diyorum. %7.4'lük alkolü hisstmiyorsunuz ama çok da yumuşak içimli bir bira değil. Gövdeli ve tok bir yapısı var. Hefe-Weiss gibi kolay içimli olmaktan ziyade yemek yanında ya da tek başına bir ara öğün olarak içilebilecek bir bira. Acılık ise çok fazla değil, damakta şerbetçiotlarından gelen bir acılıktan ziyade kavruk maltın o isli yanık tadının daha çok kaldığını söyleyebilirim.




RateBeer Notu: 98 / 100 (overall) 99 / 100 (style)
BeerAdvocate Notu: 94 / 100 (outstanding)
Benim Notum: 93 / 100 (köpükten kırdım panpa)

Son olarak da bira yemek eşleşmeleriyle ilgili Weihenstephan'ın hazırladığı bir tablo var. Bunu sizlerle paylaşmak istedim. Tercihlerinizi ve eşleştirmelerinizi yaparken işinize yarayacağını umuyorum.


En son postu iki ay önce Paulaner incelemesiyle girmiştim. İki ay sonra umarım bekleyenlerin gönlünü alan ve açlığını dindiren bir yazı olmuştur. Görüşmek dileğiyle...

Not: bu yazıda alkolü özendirme ya da tanıtma gibi bir amaç güdülmemiş, sadece şahsi fikirler paylaşılmıştır. Ayrıca, herhangi bir markanın reklamı ya da tanıtımı söz konusu değildir ve sadece ve sadece şahsi kanaatler dile getirilmiştir. İçki bizim dostumuz değildir, içki kötülüktür, pişmanlıktır. Belirli oranlarda tüketildiğinde insan sağlığına da zararlıdır. 


{ 20 yorum... read them below or Comment }

  1. Bavyera hayranlığımı depreştiren bir yazı daha hocam emeğinize sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Umut, beğendiysen ne mutlu bana :D Senin yorumuna ilave olarak Umut Sarıkaya'nın "Almanlık ne güzel" temalı karikatürünü gururla paylaşıyorum :D

      http://www.itusozluk.com/gorseller/almanl%FDk+ne+g%FCzel/255442

      Sil
  2. Buralar yorum dolmadan bende gireyim olaya;bu sefer hazırlıksız yakalanmadım ve evde bekleyen Weihenstephan'ı lüpletmek üzere hazırladım.
    Bir gereksiz bilgide ben vereyim Hallertau Bavyera eyaletinde yer alan ve Şerbetçiotu yetiştirmesi ile meşhur bir bölgedir.Hallertauer diye henüz denemediğim bir bira markasıda var.Amerika'daki birçok bira üreticiside buradan ürün alıyor.
    Hem yazı için hemde bira için Fuat gibi Ohh meeen diyip içmeye devam ediyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Afiyet olsun abi yarasın. İki saat önce olsa içim giderdi ama Türk Tuborg TR'ye getirecekmiş bu yavruyu :) Yakında buradan kadeh kaldırırım sana :)

      Fuat muhteşem değil mi ama ya, ne zaman görsem koparım kendisine. Hallertauer de isminden yola çıkarsak şerbetçiotu bombası olsa gerek :) İç de yorumla :D

      Sil
    2. Beerader'de yazdım ben Karanfil tadını yoğun ve muz tadını biraz alıyorum bu birada ama bende Eti Burçak'tan eser yok.Neden anlamadım.Birde ben biraz fazla soğutmuşum içmeden o yüzden çok gazlı geldi,ılıdıkça daha güzel bir tad aldı.
      Fuat ile muhabbetleri fazla yapamadık burada,bende Fuat anısı bol :)
      Twitter'da okudum sevindim senin ve diğer Alman birası severler adına.İnşall araba parasına satmazlar birayı.

      Sil
  3. Üstadım selamlar,
    gastronomi ve mutfak sanatları öğrencisiyim ve bira üretimine ilgim çok büyük. Yazılarınızı uzun zamandır takip ediyordum fakat kısmet bugüneymiş 5 dk evvel şuan yorum kısmında bulunduğum bu yazıyı okudum sorum basit aslında bahsettiğiniz bira okulunun münih teknik üniversitesinde bulunduğunu yazmışsınız acaba tam ismi nedir bu okulun? ludwig max. universitæt münchen de mi bulunuyor. bilgi verebilirseniz y.lisans için yolumu çizmemde çok yardımcı olmuş olacaksınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar,

      Okulun tam ismi "Center of Life and Food Sciences Weihenstephan" olarak geçiyor. Bu linkte de merkezin sayfası var. YL yolunda başarılar dilerim, umarım olur.

      http://www.wzw.tum.de/index.php?id=30&L=1

      Sil
    2. tekrar selamlar size mesajı yazdıktan sonra oturup araştırdım ve buldum. kabul süreci çok zorlu malesef almanca dil eğitimi verme durumları yok bildiğinizi kanıtlayın başvuruyu yapın deniliyor daha sonra ise yetenek sınavı yapılıyormuş y.lisans kabülü öncesi. ayrıca bölümün çok zorlu olduğu m. teknik üniversitesinin avrupanın en zor teknik okulu olduğunu öğrendim. fakar almanyada başka okullarda da biracılık üzerine akademik eğitim verildiğini gördüm oraları araştırıyorum. Benim gibi meraklılılara bilgi olsun.

      Sil
  4. Weihenstephaner,Türk Tuborg sayesinde gelecek deniyor ama sanırım Schneider grubu gibi asgari ücrete yakın satarlar.
    Fakat Cihangir,Augustiner Helles girerse Türkiye'ye,ben de Doyçland'da ki alkolikler gibi sokakta yaşayıp,bira parası için dileneceğim.Sonra bu birayı içeceğim :)) Şişeleri dizip foto.ları bloğa koyarız artık.

    YanıtlaSil
  5. Weihenstephaner hala piyasaya çıkmadı(ya da çıktı ben göremedim İzmir’de).Senin bir malumatın var mı?Türk Tuborg’a mail attım “kardeş ne zaman veriyorsunuz piyasaya.Çokta yüksek fiyatlı yapmayın haa”diye.Fakat herhangi bir cevap yok.Bu da sadece barlarda satılan Guinness’e benzemesin de…

    YanıtlaSil
  6. Bugün Tuborg Ürün Müdürü'nden gelen mail şu şekilde;
    "Weihenstephaner ürünümüzün ithalat sürecini başlatmış bulunmaktayız. Şu an için ithalat sürecini en hızlı şekilde tamamlayarak satışa sunmayı hedeflemekteyiz ancak ile üzülerek kesin bir tarih verememekteyiz.
    Türk Tuborg olarak ilginize teşekkür eder, her türlü soru ve düşüncenizi bizimle paylaşmanızdan memnuniyet duyacağımızı bilmenizi isteriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deniz Selamlar,

      Ben de Leffe ve Hoegaarden'ı getireceklerini ne zaman KAP'a bildirmişler ve bu biralar piyasaya ne zaman düşmüş diye baktım KAP'a, normal insan davranışı değil belki bu ama n'apalım. Arada yaklaşık 3 ay gibi bir fark var. Haziran2da bildirmişler, Eylül'de piyasaya sürülmüş. Aynısını Weihentephaner için düşünürsek, Nisan 21'de KAP'a bildirildi, Temmuz gibi yudumluyor oluruz, ha?

      Fiyat olarak ben çok pahalı olacağını sanmıyorum ya. Tuborg yapmaz bunu bize. Leffe, Hoegaarden ya da Duvel ayarında olacak bence. 7-8-9TL diyorum ben, ama 10TL değil. Küçük hissediyorum Acun Beeeeey...

      Selamlar & Sevgiler

      Sil
    2. Cihangir facebook kullanıyor musun?

      Sil
  7. İzmir Bornova küçük parkta Çolo tekel bayiinde ürünü buldum.33cl ürün 7.00 TL.

    YanıtlaSil
  8. bloğunuzu yakın tarihte okumaya başlayan biri olarak weihenstephaner-hefe-weissbier ın marketlerde olduğu zamana denk geldi bu başlığı okumam :) başlığı bugün okudum, dün aldığım biramı ise haftasonu tatmayı planlıyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,

      Bloga koyduğum birçok bira o zaman Türkiye'de yoktu ve şans eseri ben bloga koyduktan kısa bir süre sonra Türkiye'ye geldi. Misal Weihenstephan, Erdinger, Chimay, Paulaner, Westmalle gibi. Böyle bir uğurum var sanki :D

      Weihentephaner gibi bir klasiğin Türkiye'ye gelmesi çok sevindirici. Tadını çıkartın, afiyet olsun.

      Sil
  9. Merhaba, Weihenstephaner ve diğer ithal biraların bardaklarını nereden temin edebiliriz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba. Bardak konusu maalesef biraz alengirli. Ben bu bardağı Münih'ten alıp getirmiştim. Türkiye'de ise en iyi yöntem barlardan parasıyla satın almak. Mesela ben Tripel Karmeliet bardağını AYI Pub'dan satın aldım. Bir de birayı getiren ithalatçıya (bu Tuborg gibi büyük ithalatçılar da olabilir GP Group gibi küçük ithalatçılar da) mail atarak sormak. Bir de Kadıköy'de Rind Pipo bir ara bira bardağı satıyordu diye hatırlıyorum ama sormakta fayda var.

      Sil
  10. Keyifle okudum. Son derece bilgilendirici bir yazı olmuş. Böyle uzun uzun yazın lütfen. Dileyen okumadan geçebilir :) Ancak ayrıntı düşkünlerini de birileri düşünmeli

    YanıtlaSil

Instagram

Blogger tarafından desteklenmektedir.

- Copyright © Bira Kültürü & Bira Tadımı -Metrominimalist- Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan -