Posted by : Bira Sevdası 30 Temmuz 2014 Çarşamba

Son yazılara baktığımda genelde Alman Weissbier'lerine odaklandığımı fark ettim. Kendimi tekrarlama tuzağından kaçmak için rotayı başka diyarlara çevirmenin zamanı geldi sanırım. Haydi bir trappist birası yazalım da neşelenim diyorum ve Westmalle Tripel'i sizlere takdim ediyorum. Daha öncesinde Westmalle Tripel'in küçük kardeşi olan (alkol bakımından küçük kardeş diyorum) Westmalle Dubbel'i bloga koymuştum. Dileyenlerin ona da göz atmasını tavsiye ederim. Ayrıca Westmalle Tripel'le ilgili güzel bir incelemeyi Beerader'den de okumakta fayda var. Henüz okumamış olanlar kaçırmasın.


Genelde postlarda bira üreticisinin tarihi, tadıma konuk olan biranın stili hakkında bilgi ve biranın tadımı şeklinde bir yol izliyorum. Westmalle Dubbel incelememde Westmalle'nin tarihi ve Trappsit biraların özelliklerine uzun uzun yer vermiştim. Tripel stilinin ne olduğunu da Chimay Tripel incelememde aktarmaya çalışmıştım. Şimdi aynı şeyleri tekrar ederek blogun takipçilerini baymak istemediğimden ama yeni ziyaretçileri de bu bilgilerden mahrum bırakmamak adına bu konuları (daha önceki yazılarda yazdıklarımdan bir kolaj yaparak) biraz özet geçmek istedim.


Nedir bu Trappist? 

Trappist, Katoliklik içerisinde St. Bernard'ı takip eden Cistercians (Sisteryanlar) mezhebinin bir alt kolu. Trappist ismi Fransa'nın Normandiya bölgesinde bulunan Soligny köyündeki La Trappe Manastırından geliyor. Trappistlik Aziz Benedict'in 6. yüzyılda yazdığı kuralları izlemeyi esas alıyor. Bu kurallar içerisinde (kısaca) kararlılık ve dengeli olma, itaat etme ve manastır hayatına sadakat var. Bir de Trappist keşişleri sessizlik yemini ediyor diye bir inanış olsa da (vow of silence) bu pek geçerli bir durum değilmiş. Trappist rahipleri sessizlik yemi etmemekle birlikte, çok da geveze tipler değiller. Sadece gerektiğinde konuşuyorlarmış. Ayrıca, Trappistlere White Monks ya da Bernardines de deniliyor. White Monks denmesinin altında da giydikleri beyaz elbise yatıyormuş. Sisteryan yaşayışının temellerinde el emeği ve kendi kendine yeterlilik yatıyor. Hatta, St. Benedict'in buyruklarında (48. bölümde) şöyle diyor: 

"for then are they monks in truth, if they live by the work of their hands." 

"Kendi el emekleriyle yaşamlarını sürdürdükleri zaman, gerçek birer keşiştirler."





Ancak, manastıra gelir sağlamak açısından, üretilenleri dışarıya satmak konusunda bir yasak yok. Satılanlar arasında peynir, ekmek, giysi hatta tabut bile var. Ancak, Trappist keşişlerinin üretip dışarıya sattıkları ürünler arasında en çok öne çıkan şey dünyaca ünlü Trappist Biraları. 

Bugün dünyada bira üretimi yapan sekiz adet Trappist Manastırı var. Altısı Belçikada (Orval, Chimay, Westmalle, Achel, Rochefort, Westvleteren) biri Hollanda'da (Koningshoeven-La Trappe) ve diğeri de Avusturya'da (Engelszell Abbey) bulunuyor. Ayrıca, Almanya'daki Mariawald Manastırı'nın da katılımıyla (bu manastır bira üretmiyor, peynir ekmek filan üretiyorlarmış) Uluslararası Trappist Federasyonunu (International Trappist Association - ITA) kuruyorlar. Amaçları Trappist Manastırları tarafından üretilen ürünleri denetlemek ve Trappist olmayan kolpa üreticilerin Trappist adından faydalanmalarını engellemek. Ayrıca, federasyon sadece bira üretimini değil, Trappistler tarafından üretilen ekmek ve peynir gibi diğer tüm ürünlerin üretimini denetlemeyi de amaçlıyor. Bira için oluşturdukları standartlar şöyle:
  • Bira muhakkak Trappist manastırı içierisinde, bir rahip tarafından ya da rahibin gözetimi altında üretilmeli
  • Bira üretimi manastır içerisinde ikincil öneme sahip olmalı ve manastır yaşamının gerekliliklerine uygun bir şekilde ticareti yapılmalı
  • Bira üretimi kar amacı gütmemeli ve sadece manastırın giderlerini karşılayacak kadar yapılmalı. Artan gelirler de muhakkak bir hayır kuruluşuna bağışlanmalı. 
  • Trappist keşişleri biralarının kusursuz kalitesini sürdürebilmek için gerekli önlemleri almalı

Abdij Der Trappisten van Westmalle 

Westmalle Manastırı'nı asıl amacı Amerika'ya kaçmak olan keşişler tarafından 1794 yılında Antwerp'de yer alan (Oostmalle ve Westmalle olarak iki köyden oluşuyor) Westmalle'de kuruluyor. Başlıkta Abdij Der Trappisten van Westmalle ifadesine yer verdim ama Westmalle Manastırı Abdij van Onze-Lieve-Vrouw van het Heilig Hart (Abbey of Our Lady of the Sacred Heart - Kutsal kalbimizin leydisinin manastırı) olarak da biliniyor.



Uzun bir süre Trappist manastırı olarak sınıflandırılmıyor, fakat 22 Nisan 1836 yılında Trappist Manastırı oluyor. Manastırın ilk baş rahibi Martinus Dom manastırın bira üretebileceği fikrini ortaya atıyor (zeki adammış) ve 1 Ağustos 1836 yılında ilk birayı üretip olgunlaşmaya bırakıyorlar ve takvimler 10 Ekim 1836'yı gösterdiğinde bir öğle yemeğinde ilk mahsülün keyfini çıkartıyorlar. Kayıtlara göre de ilk bira alkol olarak hafif, tat olarak da tatlıymış. 1856 yılında ise vites yükselterek daha yüksek alkollü dark bir bira üretiyorlar: yani ilk dubbel'lerini. Yine 1856 yılında dışarıya bira satmaya başlıyorlar, ancak kayıtlara geçen ilk satış 1 Ocak 1861 tarhine gidiyor. 1865 yılında da manastırın bira üretim kısmını büyütecek şekilde tekrar inşa ediyorlar. Adamlarda kalite bilinci varmış daha o zamandan. Şimdi ben sadece manastırın bira üzerine olan faaliyetlerine yer verince "Ulan bu keşişler de ne alkolik adamlarmış, nerede iman-ibadet? Anca içiyorlar" gibi bir algı olmasın. Hayır işleri ve misyonerlikten de geri kalmıyorlar. Bira üretimi aslında manastır yaşamının küçük bir parçası ama finansal anlamda önemi çok büyük. Hemen yukarıda bahsettiğim 1865 yılında bira üretim kısmının büyütülmesinin arkasında yatan sebep Kongo'daki Trappist Manastırı'nı finansal olarak destekleyebilmek.


I. Dünya Savaşı esnasında Avrupa'daki her bira üreticisine olduğu gibi Westmalle'ye de bir darbe iniyor. Almanlar manastırı yağmalıyorlar ve manastırın tekrar bira üretimine başlaması 1920 yılını buluyor. 1921 yılında tekrar halka bira satmaya başlıyorlar.

1933 yılında ise piyasaya verdikleri biranın çok beğenilmesi ve yoğun bir şekilde talep edilmesi sebebiyle tamamen yeni bir bira üretim alanı kuruyorlar. Yeni yaptıkları bu bira üretim tesisinde maya için özel bir bölüm de inşa ediyorlar. 1934 yılında ise strong pale ale'i (alkol oranı %9) üretiyorlar ve ismini Superbier koyuyorlar. Bu birayı Brother Thomas 1956 yılında birazcık değiştirerek modifiye ediyor ve adını -Tripel- olarak değiştiriyor ve 1956 yılından beri aynı reçeteye sadık kalarak üretiyorlar.



1991 yılında bira üretim alanı bir renovasyon daha geçirerek modern hale getiriliyor. Son olarak da Westmalle dışarıdan 40 adet brew-master'ı işe alarak zamana ayak uyduruyor ve 22 keşiş ve 40 profesyonel brew-masterlık kadrosuyla saatte ortalama 45.000'den fazla şişeleme ve yılda 120.000 hektolitreden fazla üretim yapar hale geliyor. Dubble ve Tripel ticari olarak satışı yapılan biralar. Bunlara ek olarak Westmalle Manastırı duvarları içerisinde üretilen bir bira daha var: Westmalle Extra. Bu bira yılda sadece iki kez üretiliyor ve sadece manastır keşişleri ve bazı özel ziyaretçiler tarafından yemeklerde tüketiliyor. Ancaaaak, benim de elimde bir Westmalle Extra var ve kendisini yakında tadıp sizlerle paylaşacağım.


Westmalle Tripel: The Mother of All Tripels

Tripel kelimesi yüksek alkollü ve altın sarısı renkte üstten fermente biraları tanımlamak için günümüzde yaygın bir şekilde kullanılıyor. Westmalle Tripel için ise (Westmalle'nin websitesinde yazdığı gibi) "Bütün Tripellerin Anası" demek doğru gibi. Günümüz Tripellerinin ilki 1932 yılında Braaschat'ta (Belçika) Hendrik Verlinden tarafından De Drie Linden Brewery'de (Three Lindens Brewery) üretilmiş. Hatta Hendrik ürettiği bu biraya Witkap Pater Trappsitenbier adını vermiş ki bu da Trappist kelimesinin ticari olarak tarihteki ilk kullanımı. Trappist ismi ve logosunun kullanımının izne tabii olduğundan bahsetmiştim. Trappist Manastırları sadece Hendrik Verlinden'e Trappist ismini kullanması için izin vermişler. 1939 yılında bir Alman bombardımanı sonucunda birahanesinde hayatını kaybeden Hendrik'in ailesi Trappistenbier kelimesini 1981 yılına kadar kullanmaya devam etmiş. Bugün de Witkap Pater Tripel olarak Hendrik'in anısı aramızda yaşıyor. 1934 yılında Westmalle de yukarıda bahsettiğim Superbier'i üreterek Hendrik'i takip etmiş. Brother Thomas'ın bu biranın ismini 1956 yılında Tripel olarak değiştirdiğinden bahsettim. 1956 yılındaki bu değişiklik Tripel kelimesinin bir bira stilini tanımlamadaki ilk kullanımı. Yani, bira stilini bulan Hendrik Verlinden iken Tripel ismini tarihe kazıyan Father Thomas olmuş. 

Peki neden tripel? İşte burada yine sahneye bir mit-efsane giriyor. İddiaya göre Orta Çağ'da fıçıdaki biranın sertliğini belirtmek için fıçılara sertlik derecesine göre çarpı atılıyor. Hafif biralar için X, orta sert biralar için XX, ve yüksek alkollü biralar için XXX yani üç X, yani tripel. Orta Çağ'da okuma yazma oranının yerlerde olduğunu düşünürsek, barmenin işini kolaylaştıran mantıklı bir yöntem derim ben.


Tadım Notları:

İçerik & Alkol Oranı: Westmalle Tripel su, arpa maltı, şerbetçiotu, maya ve şekerden oluşuyor. Biramızda kullanılan su manastırı derin dehlizlerinden geliyor ve aktarılana göre biraz sert içimli ve çözülmemiş minareller açısından çok zengin bir su bu ve Westmalle bu suyu bira üretiminde kullanmadan önce biraz işliyor ve yumuşatıyormuş (Oxford Companion to Beer'in yalancısıyım ben de panpa). Malt olarak pilsner maltı kullanılıyor Westmalle Tripel'de. Şerbetçiotu olarak da Tettnang, Saaz ve Styrian Goldings şerbetçiotları kullanılıyor. Her üç şerbetçiotunun da özelliği düşük alpha acid'i oranına sahip olmaları (yani acılık değerleri düşük) ve aroma olarak da "spicy" olmaları.


Westmalle ile ilgili belirtmek istediğim ayırt edici bir nokta var. Birçok bira üreticisi ve bazı Trappsit üreticiler de dahil olmak üzere şerbetçiotunun ekstratı (pellet denilen toz halinde) ya da likid halini kullanırken Westmalle şerbetçiotlarını "whole cone hops" şeklinde yani olduğu gibi kullanıyor. Arada nasıl bir fark var peki? İlk fark tamamen ekonomik ve lojistik. Pelletized hops saklaması daha kolay, daha az yer kaplıyor ve böylece daha ekonomik oluyor. 3-4 çeşit artık neyse, toz haline getirip blend edip saklamak mümkün. Ama whole cone hops bu açıdan dezavantajlı. Aroma açısından bir fark var mı? İşte bizi ilgilendiren soru. Anchor Brewery'e göre pelletizing process'te aromada küçük bir kayıp olabiliyormuş. Ama bu kayıp varsa da küçük yani pek anlamlı değil deniliyor. Yani çok kesin ve net iddialar yok aroma farkı konusunda. Son olarak, Westmalle Tripel'de kullanılan şeker de Belgian Candy Sugar olarak geçen tamamen fermente olan ve biraya daha hafif bir gövde verirken alkol oranını artırıyor. Elde edilmesi de şeker pancarının suyla birlikte ısıtılmasına dayanıyor. Koyu renkli biralarda kullanılacak olan Belgian Candy Sugar'lar daha fazla ısıtılarak karamelize ediliyor. Dubbel tipi biralardanki karamelize tatın da nereden geldiği sanırım şimdi netleşmiştir.



Servis Sıcaklığı: Bu alt başlığı açma gereği hissettim çünkü Westmalle Tripel oda sıcaklığında ya da 8-10-12 derecelerde içilmesi tavsiye edilen bir bira. Soğuğun aromayı sakladığını göz önünde bulundurursak, Westmalle Tripel'i 2-4-6 derecelerde içmek büyük bir yanlış ve bu durum içen kişi için bir aroma kaybı yaratacaktır. Her ne kadar ülkemizde hala Chimay Blue 10-12 derecede servis edilmesi gerekirken 2 derecede sunulsa da siz siz olun biraları önerilen sıcaklıklarında için. Konusu açılmışken, ufak bir bilgi daha vereyim bari. Genelde şişenin ya da kutunun sonu acı gelir değil mi? Hatta, şöyle yorumlar çok duyulmuştur: "Abi X Kutu'nun dibi acı ya, ben içemiyorum, döküyorum." Aslında o biranın dibinde kalan kısmı acı filan değil, sen yarım saattir elinde tuttuğun için birayı ısıttın güzel kardeşim ve ısınan her şeyin aroması öne çıkacağı için, içtiğin biranın acılığı daha hissedilir hale geldi. Olay bundan ibaret. Myth or fact köşesi gururla sundu! 

Şişe Tasarım: Zarif ve ince bir tasarım var. Etiket bence diğer Belçika biralarına göre daha sade. Mesela, Tripel Karmeliet ya da Delirium Tremens etiketinde bildiğiniz kısa film filan var. Ama bence Westmalle etiketlerinde ve şişelerinde sadelikten gelen bir zerafet var.




Bardak: Westmall Dubbel'ı Paşabahçe bardaklarında içmiştim ama Westmalle Tripel'i yedirtmem. Kendi bardağı gerçekten de çok güzel. 33'lük bir şişe için tasarlanmış bu güzel bardak köpük payı da bırakılarak harika bir görünüm ve işlevsellik kazanmış. 

Köpük: Westmalle'den beklentim zaten yüksekti ve diğer birçok konuda bu beklentilerimi karşıladığı gibi, köpük konusunda da beni hayalkırıklığına uğratmadı. Gayet kıvamlı, hatta biraz kremamsı ve oldukça kalıcı bir köpük. Ayrıca, klişe ama söylemezsem olmaz, köpük Belçika Danteli gibi bardağa yapışarak kalitesini gösterdi.






Renk: Koyu sarı bulanık göz alıcı bir renk. Bulanık olmasının sebebi de Westmalle Tripel'in "bottle conditioned" olması, yani içinde maya bulunduğu için ikinci kez şişede fermente olmaya devam ediyor olması. İçinde bulunan maya da biranın rengini bulanıklaştırıyor. Şişede fermente olmaya devam eden biralar için (kısaca bottle conditioned beers) kısa bir iki kelam daha etmek isterim. Bu biraların raf ömrü genelde daha uzun oluyor ve bu biralar olgunlaşmaları devam ettiği için yıllandırılabilen biralar. Uygun koşullarda (oda sıcaklığında 17-22 santigrat derece gibi ve güneş ışığı görmeden) saklanırsa olgunlaşmaya olmaya devam ediyor. Bu biraların bekleme süresine ve koşullarına göre de tatları değişiklik gösterebiliyor. Genç biralarda alkol tadı daha ön planda ve daha gazlı olurken, olgun biralarda gazlılık azalıp alkolün hissedilirliği daha azalırken tat daha aromatik oluyor. Belçika'da vertical tasting (aynı biranın farklı yıllarda üretilmiş ya da farklı olgunluktaki versiyonlarını tatma) yapabileceğiniz yerler mevcut. Şansınız olursa kaçırmayın derim, paha biçilmez bir deneyim olacağını söyleyebilirim. 

Koku: Kapağı açıp da birayı bardağa koyarken çiçeksi kokular yayılmaya başladı. Böylesine güçlü bir aroma beklemiyordum açıkçası. İlk koklayışta burnuma çarpanlar arasında meşhur Belçika mayası, çiçeksi-meyvemsi (limon-turunç andıran) ve baharatımsı kokular ve bir nebze de şerbetçiotu kokusu geliyor.

Bardağa Westmalle yazısını yazmış abiler



Gazlılık & Gövde: Westmalle Tripel oldukça gazlı bir bira. Aldığınız her yudumda bunu hissedebiliyorsunuz. Ayrıca, gövdesi de orta-yüksek arası, hatta bence yüksek gövdeli bir bira. En ufak yudumda dahi varlığı ağır şekilde hissediliyor. 

Tat: En merak edilen başlığa gelirsek, ilk önce şunu söyleyeyim: Westmalle Tripel çok kompleks bir bira. Yudumdan yuduma çöz beni diyor hatta. Çünkğ her yudumda yeni bir aroma yeni bir tat yakalamk mümkün. Bakalım ben neler yakalamışım? Westmalle Tripel'in balı andıran bir tatlılığımsılığı var ve %9.5 olan alkol tadını kesinlikle hissetmiyorsunuz. Alkol yok denecek derecede saklanmış, uçmuş gitmiş hatta. Onun yerine ise portakal ve turunç tatları gelmiş. Bu tatlı başlangıç bitişte yerini daha baharatlı tatlara bırakıyor. Hatta bitişte şerbetçiotlarının acılığını hissediyorsunuz damakta. Ancak bu bitiş de oldukça uzun süreli ve damakta oldukça kalıcı bir iz bırakıyor. Westmalle Tripel'in aroma repertuarı oldukça geniş. Tatlı, meyvemsi ve yumuşak bir başlangıç ve akabinde baharatımsı acı ve uzun bir bitiş. Kesinlikle çok başarılı bir bira!









RateBeer Puanı: 99 / 100 (overall) 99 / 100 (style)
BeerAdvocate Puanı: 96 / 100 (world-class)
Benim Puanım: 94 / 100

Not: bu yazıda alkolü özendirme ya da tanıtma gibi bir amaç güdülmemiş, sadece şahsi fikirler paylaşılmıştır. Ayrıca, herhangi bir markanın reklamı ya da tanıtımı söz konusu değildir ve sadece ve sadece şahsi kanaatler dile getirilmiştir. İçki bizim dostumuz değildir, içki kötülüktür, pişmanlıktır. Belirli oranlarda tüketildiğinde insan sağlığına da zararlıdır. 

Görüşmek dileğiyle...







{ 6 yorum... read them below or Comment }

  1. hocam eline sağlık, süper bir yazı olmuş. diğer trappist yorumlarını da bekliyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, beğenmene sevindim. Elimde Achel ve Westvleteren 8 hariç diğer Trappist'ler mevcut. İlerleyen günlerde onları da bloga taşımayı planlıyorum.

      Sil
  2. Tek solukta okudum, aslında kısa bir yazı da değil. Ama çok düzgün bir Türkçe ve iyi bir üslup var. Yazının bölümlenmesi, konu bütünlüğü, daldan dala atlamaması falan çok iyi okutuyor kendini. Tebrik ederim, yeni yazıları da bekliyoruz en kısa zamanda :)

    Aybars

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar. Valla çok onore oldum yorumlarınız karşısında. Çok teşekkür ederim, beğenmenize çok sevindim. Yeni yazılarda görüşmek üzere :D

      Sil
  3. Bugün aldığım şişenin içinde deli gibi uçuşan şeyleri görünce, yazınızı daha önce okumuş ve bu sayede içinde maya olduğunu bilmeme rağmen, korktum açıkçası. Hatta sonra Beerader'in yorumunda "berrak, sarı renk" ifadesini görünce, kafamdan kaynar sular boşaldı :/ Ama sonra RateBeer'de bir çok "Lots of yeasty sediment" görünce rahatladım :D Herhalde eve getirinceye kadar biraz fazla sallandı çantada. Bu da her zaman ki gibi harika bir yazı. Tebrikler ve de teşekkürler. NOT: Bira atölyesi ve Keyif Adamı ile yaptığınız tadım geceleri beni ve eminim benim gibi bir çok kişiyi kıskançlıktan çatlatıyordu :D Ama sonra baktım ki dışarıdan katılım da almaya başladınız. Umarım birine katılabilirim. Sağlıcakla kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bülent Bey Selamlar,

      Öncelikle, beğenmenize çok sevindim, yorumlarınız için teşekkürler. Bu birayı Türkiye'de bulabiliyor olmak bizim gibi iyi biraseverler için çok güzel bir olay oldu. Westmalle Tripel gerçek bir efsane. %9.5 alkollü olup bunu bu kadar iyi saklayan ve aroma bombası bir bira takdiri hak ediyor.

      Twitter ve Facebook'tan tadımları duyuruyoruz, umarım denk gelir ve sizi de ağırlarız.

      Görüşmek üzere.

      Sil

Instagram

Blogger tarafından desteklenmektedir.

- Copyright © Bira Kültürü & Bira Tadımı -Metrominimalist- Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan -